Albatros

Makaleyi tersinden okumanızı öneriririm.

Karar sizin.

Hayvanlar aleminde eril olanın doğal bir çekiciliği var. Dişiler için bunu diyemem. Tavuk yolunmaya beklerken, horozun kıpkırmızı ibiği dikkat çeker. Horozun boyu, boynu epeyi uzun, duruşu mağrur ve heybetlidir. Bir horoz horozlanarak dünyaya meydan okur. O ne horozlanmadır öyle!

Arslan için arslan gibi dedirten, duruşundaki heybettir.
Harbiden erkek arslan dişi arslana göre daha muhteşem olur.
Ördek yeşili, erkek ördekte kendini gösterir.
Dişi ördek uyuzdur, balçık kokar.

Tavuz kuşunun erkeği kanatlarını açtığında muhteşemdir. Dişisi sönük, siliktir. Hayvanlar aleminde erkeklerin bu denli heybetli görünümüne rağmen dişi için mücadele edilir. Dişiler bunu hisseder ve bir biçimde kırıtır, naz eder. Şimdi çekici olan kim? Güzellik ölçüsü nedir? Güzeli güzel yapan zihniyet beğenilme için gösterdiği çabayla bağlantılı olabilir mi? Yani cakalar, kırıtmalar, naz, koku, ses; sesin tınısı bu çabanın bir parçası. Bütün bu ihtişamın kaynağı ne güzel!

Ademoğullarında kadın narin, güzel ve cilvelidr. Cilve, kadının kendini beğendirme çabasını içerir. Erkek, bu çabanın kişiliğiyle ilgili kısmında kendini bulur. Şöyle diyelim, erkekte kendini bir şey sanma gereksinimi, onun eksikliğidir. Bu kısım onun ruhunu oyalar. Kadın kendini beğendirme çabasıyla sadece erkeğe değil, kendine de bir değer biçmiş olur. Kadın bu çabayı bazen gizler, bazen sergiler. Çabadaki strateji ve beceri hem coğrafyanın iklimine hem de insanın iklimine göre değişkendir.

Cilve yapan kişi avdır. Avcıya cilve yapılır. Av ile avcı sürekli işlev değiştirir. Karmaşa işlev karmaşasında ortaya çıkar. Giysiler değiştiğinde öfke kabarır, kavga başlar. Derin düşünüldüğünde herkesin kendi egosuna hizmet ettiği ortaya çıkar. Ego bazında herkes avcı. Aklıma kendi yazdığım birkaç dize geliyor. Bu dizeleri de paylaşmış olayım.

Öfke, sarı ölgün bir his uyandırır kendi hattında
Oysa kitaplıkta saat tıkırtısı hissiyatı, oysa
Ay ışığı süzülür iplik iplik, oysa ay hilal
Hissiyatı lâl bir akbaba
Masumiyet kapısını sukunetle bekler
Kasıkta saplı ölüm sancısı bu
Şimdi, şuradan her an patlayabilir
Bir ceylan çıkacak sanki karşıma
Bir avcı oturup ağlayacak ıssızlıkta
‘Nereye ey yolcu‘ diyeceğim
İçsel bir deprem bu bu benimkisi

Evet, kendini beğendirme çabasındaki herkes av durumundadır. Kendini beğendirme çabası kişiye göre değişir. Bu çaba birinde çok olur, diğerinde az. Azlık ve çokluk ölçüsü iklimlere, kültürlere ve karekterlere göre değişir. Kadın ve erkek ruhundaki beğenilme güdüsü ikisini de harekete geçirir. Kadınla erkek birbirinden güzel yaratıklardır. Birinin diğerinden üstünlüğü yok. Sadece işlevleri farklıdır. Bunu kabul etmek gerek.

Güzellik çirkinlik gibi yargılar evrensel boyutlara ulaştı. Bu değerler insana küçük yaşlarda verilir. Aslında güzellik çirkinlik diye bir şey yok. Güzel veya çirkin diye bir yaratık hiç olmadı. Güzel çirkin diye bir lisan olamaz. Güzel çirkin diye bir coğrafya olabilir mi? Hangi zihniyete göre bir yabancı dil liriktir ya da değildir?

Güzellik çirkinlik zihniyette yaratılır.
Zihinde şekillenen soyut bir anlayış oluşur. Yaşamın her boyutunda insana aktarılan  yapma değerler somutlaşarak insan beynini dumura uğratı, yani düşünemez hale getirdi. İnsan, nasıl düşünmesi gerekiyorsa öyle düşünür duruma geldi. Ne kadar düşünmesi gerekiyorsa o kadar düşünür bir yaratık oldu. Tek tip insana dönüşüm kabul edildi. Tek tip insan kitlelerin özendiği ucube bir tipi sever hale geldik . İnsan bu haliyle yenik, ezik bir yaratıktır bana göre. Kime karşı bu eziklik dersiniz? Öncelikle kendine karşı yeniktir ve eziktir. Ben yazılarımla ezikliklere karşı duruyorum. Siz de öyle yapın isterim.

Erkek ve kadın bedeni, gereğinden fazla hareketsiz, yağlı, tembel, hımbıl, uyuz ve kibirli olmama şartıyla her yaşta değişik bir güzellikle donanır. Ruh ise sırlarla gizli. Bu gizi çözmek kolay değil. İnsan anatomisi akıl ötesi güzelliktedir, mekanizma tıkır tıkır işler. Kaslar, kemikler, organların işlevi ve birbiriyle bağlantısı, beyin yapısı ruhumda hayranlık uyandırıyor. Bir de verileri bilgiye dönüştürebilen, hızlı düşünen, duyarlı, hareket halindeki insan efsanedeki Zeus’u Poseidon’u veya Afrodith’i fazlasıyla aşar. Örneğin erkekte kaslar belirgindir. Erkek vücudu heybetli, şekilli, şevk doludur. Kadındaki incelik, çekicilik tamamlayıcı ve keskindir. Güzellikler ölülerle değil dirilerle kıyaslanır. Çünkü ölüm insanın düşmanıdır. Ölümden nefret ederim. Ölümün doğal bir yanı yok. Kimse bana tersini anlatmaya kalkışmasın.

İnsan kendini tanıyorsa niteliklerini bilir. Kendi güzelliğini göremeyen erkek ve kadın saldırgan olur veya huysuz. Huysuzluk burada bön anlamına denk düşmektedir. Kendi benliğiyle sorun yaşayan erkek veya kadın sinsi, komplocu, çirkef, çekilmez olabilir ve gerçek anlamda çirkinleşme belirgenleşir. İnsanda çirkinlik saldırganlıkla irdelenmeli. Kaş göz boyamalarıyla değil.

İnsan bireysel olarak değerinin ne kadar farkındadır?
Ademoğullarında kadın çok değerli, pek narin kırılgan bir kap gibidir. Tek sorunu seyir edilirken beğenilmekle ve ilgi ile olan takıntılı kısmı. Normalde bir kadın aşk için değil, ilgi ve barınak için çırpınır; para ve kariyer için çırpınmaz. Aşkın kaynağı ne kadar gizemli olsa da ilgiyle bağlantısı var. İlgisiz, ikinci plana atılan her kadın kusar. İlgi, bazen ayrıntıda gizlenir.

Erkeğin yüzeyselliği öldürür.
Kadının yüzyselliği aptallığı çağrıştırır, asla çekilmez.

Birbirini tamamlayan eşler ayrı kalamaz. Tersi durumda ilişki biter. Çiftler birbirlerinden ayrı yaşayamaz. Özellikle kadın erkeğini yanında görmek ister. Aksi halde kadın erkeği ince esnek bir nar çubuğunu kırıp atar gibi kırıp ateşe atar. Ateşler içinde kendi ateşiyle yanmakta olan erkekte ne kas kalır ne de heybet. Kafa ise hiç kalmaz. Darmadağın olur. Kafa varsa tabi.

Albatroslar, bu güzel, iri fırtına kuşları ömür boyu eşlerine sevgi gösterisinde bulunurlar. Her bir gösteri saatlerce sürebilir. Bu iri deniz kuşları hareket eden dalga ve rüzgârı kullanarak ilerlerken bile eşlerine aşıklar. Saatte 130 km yol alırken bile aşk vardır. 800 km yolu kat etmişken bile tutkularından bir şey yitirmezler. Fırtınalı bir günde bile eşi için takla atabilrler.

Ademoğulları sevginin derinliğini ileri yaşta fark ediyor gibime geliyor. İleri yaş  dönemi, insanın içinin geçtiği, ölmeye yakın bir zamana denk düşüyor. Yanılmayı çok istiyorum. Yanılma payını dikkate alarak bu dönemeçte sokaktaki yaşlı bir çifte imrenebilirsiniz diyorum. Ya da ilk gençlik yıllarından beri ele ele tutuşup gezinen yaşlı çiftlere dönüp dönüp bakabilirsiniz. Bence, kişi her zaman neden dönüp baktığını bilmez. Öylesine derin bir muhabbetle bakıp durur. Sonra bütün özlemlerini dışa yansıtan derin bir iç çeker. Bilse, o çiftler zamanında birbirlerinin tırnaklarını nasıl söktüler, nasıl birbirlerini yiyip bitirdiler, ne acılar çektiler, ne ağaçlar devirdiler. Sonra da herşey boş dediler. Dünyanın boş olduğunu bilmek için ölmek mi gerekir? Hayır. Sevgi, herşeyin başıdır.