İnsan

Geçmişten gelen kimi duyguları uyandırdığım, yaşanan anı yeniden yaşadığım olur. Kendimi dinlerken kendimle konuşurum. Bazen ayrıntılarla boğuştuğum olur, merceğin altında derinliklerine baktığım olur. Bu bana iyi gelir. Kendimle uğraşılarımın bitmeyeceğini bildiğim için düşünme seanslarını sınırlı tutmaya çalışırım. İnsan, yeter ki düşün alanında yoğunlaşmaya bir başlasın,
gerisi gelir.

İnsan ne ister? Her şey kendinin olsun ister. Hep kendi duyulsun, işitilsin ister. Hep ben der, bana der. Diğer yaratıklardan farklı yanıyla doyumsuzdur. Hayvan doymak için öldürür, insan zevki için. 

Oysa, insanı diğer yaratıklardan ayıran, belki de yücelten birincil özellik, egoyu törpüleme yetisi ve kendini bilgilendirmesidir. Gerçekte insanın iyi tanınması gerekir. Bu da kişinin kendi iç dünyasını tanımasıyla başlar. Düşün dünyası, soyut insana özgü bir alandır.

Düşün eyleminin bittiği yerde neler olur? Beyni dumura uğratılmış bir kitle hayranlık duyduğu ve güçlü olduğuna inandığı bir tezgah karşısında kuyruğunu kısar, toparlandığında ise arslan kesilir. Olan bu. Haberler, gazeteler bunu yazar çizer. Tiksinti duyduğum bu durum kişiye özgü davranışlarla açıklandığında kimilerinin malına mülküne, kedisine, köpeğine, oğluna kızına veya eşine tapınmasına neden olduğu gözlemlenir. Her tür ihanet, imleme ise daha da sivrilir. İmlemeler denince ne anlıyoruz? Ben-im arabam. Ben-im evim, Ben-im çocuğum gibi lakırtılar. Oysa hiç kimse kimseye ait değildir. Kimse kimsenin malı değildir. Kimsenin de birşeyi yok. İnsan için var olan bir şey yok. Oysa toprak var. Toprağın mineralleri var ve hep var olacak.

Bir ölünün ne mücadelesi, ne acıları, ne de düşleri olur. Oysa insan bilinci hatta bilinçlenmede yaşamsal eylem ‘sözdür’. Söz canlıdır. Yoksa yazılıp çizilmezdi. Bu bağlamda ‘elde var bir’ değerlendirmeye ” bilinç”  diyelim. Bilinçte öz sevgidir.

Sevgi nedir? Sevgi bazen bir bardak su, bazen bir dilim ekmek, bazen de içtenliktir. Kaypaklık olmadığı kesin. Sevgide bireyin çeşitlilikle var oluşu vurgulanır. Sevgi, farklılığın tanınmasıdır. Sevgi, içi boş edebiyat değildir. Söz karmaşası ise hiç değil. Laf kalabalığı da değil. İnsanın ruhunda çiçekler açtıran bir eylemdir sevgi. Ölüm hiç değildir. İnsanın en büyük düşmanı ölümdür. Sevgi ise dostu.

Bir kedi yemeğini yer, sütünü  içer ve sıcak bir yer bulduğunda kıvrılır. Biraz okşarsınız, o kadar. Bütün ihtiyaçları giderilmiş olur, uyuklayıp durur. İnsan öyle mi? Yeme içmenin dışında ruhi ihtiyaçlarının bilincinde olmak zorundadır  insan.  İnsanın beyni kullanıp kullanmama isteği  belirleyici değildir. Beyin ister istemez çalışır. Beyin er veya geç insana düşünen bir varlık olduğunu hissettirir. Durum bu.  Öyleyse, insan olmak ruhi ihtiyaçların farkında olmak, ruhi ihtiyaçları önemsemek olarak da tanımlanabilir.