Kişisel Gelişimin Almanya Hattı – 2017

Coaching Nedir?

İnsanlara kılavuzluk yapan bilirkişiye Coaching deniyor. Macarca kökenli Coaching sözcüğü Koçing gibi okunuyor. Coach kişiyi bir noktadan diğer noktaya götürme, taşıma işini üstlenen kişiye deniyor. Coaching, kılavuzluğu, eğitmenliği kapsayan üst bir terim. Coach, yoğunlaştığı alanın düşünürüdür. Türkçe’de Coaching sözcüğü bir meslek dalı olarak karşımıza çıktı. En popüleri  Yaşam Koçluğu olarak biliniyor. Şahsen, ben bu terimle hiç barışık değilim. Bir kadına nasıl ”KOÇ” denir, aklım almıyor. Ya da bir kadın nasıl olur da ”Yaşam Koçuyum”diyebiliyor, anlamış değilim.

Koç dendiğinde aklıma kesimlik koyun sürüsü geliyor. Koyun sürüsünün önünde boynuzlu bir koçu düşünün, sürünün lideri yol gösterir. Gözlerimin önüne bu resim geldiği an burnuma kan kokusu da geliyor. Mezbahanedeki böğürmeleri işitebiliyorum. Bunun dışında koçluk terimi erkek egemen dünyasındaki haksız rekabeti çağrıştırıyor. Abartıyor muyum? Hayır. Durum çok daha vahim. Ne var ki, bu terim meslek dalları içinde yerine oturtulmuş. Çaresiz, ”Yaşam Koçu” terimini zaman zaman kullanacağım. ”Yaşam Koçu” terimi içerik itibariyle postmodern kimlik anlayışının uzantısıdır da diyorum. Postmodern kimlik, özgürlükleri, farklılıkları, yerelliği ön plana çıkarır.

Ben, kendimi ”Kişisel Gelişim” yazarı olarak tanımlıyorum.
 Ben yazarım, düşünürüm, klavuzluk yaparım, eğitmenim. Coaching’lik yaparak kişiyi bir noktadan diğer bir noktaya taşırım. Koç değilim. Bana koç denmesini istemiyorum. Neden Yaşamsal Ebe denmemiş. Neden Yaşamsal Koç denmiş? Birinin bunu sorgulaması gerek diye düşünüyorum.

İnternet sitelerinde Yaşam Koçluğu nedir, ne değildir üzerine çok iyi makaleler bulabilirsiniz. Ben de karşınıza renkli bir çalışmayla çıkmaya çalışacağım. İnternetteki çok değerli sitelerden bağlantı da vereceğim. İsterseniz ilginç bulduğum çalışmaları okuyup inceleyebilirsiniz.

Evet, insanlara özel hayatlarında veya iş hayatlarında kılavuzluk yapan bilirkişi ile danışanını bir oturumda kafa kafaya vermiş bir halde düşünün. Harkulade bir resim çıkar karşımıza. İkisinin arasında sıkı bir ilişki gelişir. Çünkü ikisi de isteklidir. Bu ilişki ne kadar planlı programlı gibi görünse de gönüllülük bazında işleyecektir. Böylece derin düşünme süreci başlar. Bütün ilişkilerde belirleyici faktörün derin düşünmesini bilerek yeni adımlar atmaya yöneliktir.

Sokrates, yeri ve zamanı geldiğinde doğru soruyu sormayı kendine öğretti, etki alanına aldığı kişilere de öğrettiğini okuruz. Sokrates öncelikle kendini uyarmış oldu. Ardılını da tabii. İnsanın  kendi iç sesine kulak vermesi gerekir. Kişinin kendini tanıması kendini dinlemeyi öğrenmesiyle başlar. Kişi, kendi renk ve motifleriyle bezeli yeni giysiler içinde kendini süzmesi bir başlangıç olabilir. Bu düşünceyle bağlantı kurulduğunda her düşünür kendinin de eğitmenidir. Klavuzluk yapan düşünürün  niteliği, hayatın her alanında dengelerin sağlanması için yapılan bir çalışmanın içinde bulunabilmesidir. Geniş kapsamlı, özlü ve iddialı bir işin içinde olmak zevklidir. Danışanın zihin yapısının çözümlenmesi,  performansının saptanması bir an meselesidir veya uzar.

Ben, danışanla en az 6 ay en fazla 1 yıl ilgileniyorum. Bu süreçte danışanı nasıl destekleyeceğim netleşir ve nasıl bir yol izleyeceğimiz belli olur. Danışan benim arkadaşım değildir. Dostum değildir. Sadece danışandır. İnsanlar, iş ile aşı birbirine karıştırmaktan zevk alıyor. Saçmalıyor. Kişisel Gelişim Kılavuzu sade ve realist bir insandır, susmasını, dinlemesini, öncelikle kendine karşı dürüst olmasını da bilen kişidir.
 İnsanı sorularıyla ayıktırırken her anı ile mutlu olmayı kendine de öğretir.
 Kişisel Gelişim açısından herkes öğrencidir. Hayat öğretir.

Kişisel Gelişim Kılavuz, öğretim görevlisi, müdür, hekim, mühendis değildir.
 Kişisel Gelişim Kılavuzu sadece ruhu dikizlemeyi bilen kişidir. Samimi ve dürüstlüğü ile tanınır.

Eğitmen, bilgi, görgü ve deneyimlerle çeşitli saptamaları olur.
Kısaca birkaç saptama üzerinde duralım.

•    Sorunların üstesinden gelme sürecinin hesaplanması ve beklenti.
•    Kişisel hedeflerin tespit edilmesi ve gerçeklik derecesinin saptanması.
•    Ulaşılmak istenilen nokta ile nokta analizi.
•    Çok yönlülükte dengelerin sağlanması.
•    İç huzur, başarı.

Gündemdeki Sorular?
İyi bir anne miyim?
Nasıl daha iyi bir aile reisi olabilirim?
İş ve aile hayatımda dengeyi nasıl sağlarım?

21 yaşındayım, okulu başaramadım. Yeni bir başlangıç için çok geç mi ?
Coğrafya, dil, cinsiyet gibi etkenlerin izleri ve bir örnek:

Ülke: Almanya
Cinsiyet: Erkek
Yaş: 21
Eğitim: Orta okul terk
Dil: Türkçe ve Almanca
Meslek: Yok
İş: Paralı askerlik başvurusu
İdeal (hedef): Liseyi bitirmek ve yüksek okul macerası

Kısa Öykü.
Başlangıçta aile vardı. Sorunları da tabii. Şimdi sadece o var. Sorunları da tabii. Şu tip diyaloglar hep oldu.

—Hayata gözlerini açtığı andan itibaren bakmaya kıyamadığım çocuğun hırçınlığı, başarısızlığı canımı sıkıyor. İçin için ağlıyorum. Sözüm ona öğretmenim. ”Terzi kendi söküğünü dikemez,” diye boşuna dememişler. Bütün bunlar senin suçun.
—Seni, kendimi veya başkalarını suçlamaktan ben bıktım. Sen bıkmadın mı?
—Bana ne dedi biliyor musun?
—Ne dedi.
—Her işine karışmayı bırakmalıymışım. ”Ağzımı açtırma,” diye tehdit edercesine bağırdı. Oysa komşunun oğlu yüksek okul mezunu.
—Herkes kendi hayatını yaşıyor. Karşılaştırma yapmayı bırak. Nerde hata yaptık?
—Başlangıç noktası neresi bir bilsem?
—”Komşu komşunun külüne muhtaçtır,” atasözü aklıma geldi. Mesele muhtaçlık noktasına gelmişse bazen sen bana yardım edersin, bazen de ben sana. Şimdiki bu durum bizi aşıyor. Destek almak şart oldu. Hayat böyle bir şey.

Şimdi sadece o ve sorunları mı var? Hayır, yaşayan her soluk için nasıl sorun varsa sorunun çözüm yolları var.

Şimdi, bir konuşmayı dinleyelim.

—Oğlumun mesleği yok. Bu devirde mesleksiz kişiye iş yok. Ne yapabilirim? Evlatlarım neden lakırdı ediyorlar. Dünyadaki gelişmelerden haberleri yok. Bakışlarından cehalet akıyor. Eşimin yanında bir değerim kalmadı. Kimse beni dinlemiyor?
—Beni de dinleyen yok.

Soru, sorgulama ve yargılar insanı yer bitirir. Bu noktada araya uzman biri girer. Bu uzman kişiye siz Coaching dersiniz, diğeri Yaşam koçu, diyebilir. Ben ise ”Düşünür” diyorum.  ”Kişisel Gelişim” uzmanı diyorum. ”Yaşamsal Ebe” diyorum. Siz ne diyeceğiniz hakkında kendiniz karar verin. ”Kişisel Gelişim” uzmanı iyilik yapmaz, işini yapar.

İnsan sıkıntıya düştüğünde ne yapacağını bilmiyorsa destek istemeli. ”Kişisel Gelişim” uzmanı kişiyi bir bütün olarak ele alır. ”Kişisel Gelişim” uzmanı balık yemeyi öğretmez, balık tutmayı öğretir. Yetkinse tabii. Düşünürü bir rehber olarak düşünün ve iyi bir kılavuz
. Almanya’da yaşıyorum. Gözlemlerim bu ülkede yaşan insanları içeriyor. Diğer yandan yüreğim memlekette. Almanya diyorsam Türkiye de derim. Genel saptamalarımı da sizlerle paylaşmak istiyorum. İnsan aynı insan.

•    Kimse kimseye hayatı boyunca destek olmaz. İnsan insana belirli dönemlerde yol yordam gösterir. Gerisi kişiye kalır.

•    Aile içindeki eğitim her zaman yeterli olmayabilir. Bu durum her aile için geçerlidir. Çünkü insan mükemmel değil. İnsan hatasız değil. Bütün mesele hatayı görüp düzeltmeye çalışmakla ilgili. Bunun bir bedeli var. Herkes az çok bir bedel öder.

•    Almanya’da yaşayan öğrenciler için yüksek öğrenim süreci ilkokuldan sonra başlar. Bu süreci başarıyla bitirmiş olanların da kendi bunalımları var.

•    Türkiye’de gençlerin büyük çoğunluğu lise mezunudur. Türkiyede sistem hemen herkesi lise mezunu yapar. Bir de lise sıralarında öğrenciler çeşitli kurum ve kuruluşlardan ders alır. Toplum içinde herkes birbirini bir biçimde tetikler. Komşuluk ilişkileri, hısım akraba hattı çocuklarda ciddi ilerlemeye el ayak olur. (Her türlü çekişmeye rağmen.) Türkiye’de çocuklar şu olacağım, bu olacağım gibi büyük ideallerle büyür. Bu ideallerin büyüklüğü de tartışılır ama Almanya gibi gelişmiş bir ülkede durum başka.

•    Almanyalı çocukların idealleri bile yok. İstisnaları konuşmuyoruz. Genelde çocuklar okur yazar değil. Bir dilekçeyi yazabilen az çıkar. Bir roman okuyan var mı bilmem. Dilekçe yazmasını bilen biri kefeni yırtmış demektir. Milyonlarca genç, edebiyat dünyasına  yabancı. Yakın çevrede okuyan biri yok. Türkçe konuşulan derneklerde klasik romanlar yerine fikirsizliğin daniskası olarak tanımladığım sıkıcı şeyler satılıyor. Fiyatlar çok yüksek. Satın alınan kitaplar rafta bir yerde tozlanmak için bulunur.

•    Gençlerin teknolojiye yaklaşımı çok ilginç. Teknik demek yazışma demek oluyor Almanyalı çocuklar için. Teknik demek sosyal site ağlarında takılmak demek oluyor. Video paylaşım oluyor teknik. Gençlerin büyük çoğunluğu oyunbaz. Müthiş oyun oynarlar. O oyunların yazılımlarını merak etmezler. Merak uyandıracak faktörle karşılaşmış değiller. Hepsi çok zeki oysa. Internet satışlarının özünü hiç bilmezler. İlgilerini çekmez. Çünkü, meselenin dışındalar. İçler acısı bir durum. Bu durum bizim ağıdımız.

•    Almanyada Türkçe konuşan işsiz, mesleksiz genç kuşak kendi içinde kapalı bir toplum oluşturuyor. Bu nesil yüksek Almanca bilmez, Türkçe hiç bilmez. Kendince bir tabaka teşkil eder. Bu tabaka ”aşağıdakiler” olarak nitelendirilen bir gurup Almanı da kapsar. Almanca konuşan tabaka da okur yazar değil. Onlar da lakırdı ederler. Parlak ve ucuz giyinirler. Almanya’da herkes kendi katmanları içinde dans eder. Katmanlar arası geçiş yok diyebiliriz. Bu, bir çeşit kast sistemidir. Kurallar Türkiye’deki kurallardan çok daha katıdır. Yalnızlaşma keskindir. İçe kapanma açık ve nettir. Bir de kaba ve saldırgan olmaya başlarlar bir yaştan sonra. Ağızlarına geleni sayıp dökerler. Yaptıklarıyla da övünürler. Bu bağlamda Almanyalı gençlerin kültür seviyesi Türkiyede yaşayan gençlerden çok düşüktür diyebilirim. Bu, durum tespit analizi için kimse kırılmasın. Durum bu.

Alman eğitim sisteminde başarı gösteremeyen, meslek sahibi olamayan genç ve sağlıklı erkeklerinin paralı asker olarak Afganistan gibi ülkelerde işe başlaması şaka değil, gerçek. Bu yol, ölüme giden yollardan en kestirme olanı. Konuya kısaca ”Paralı asker!” adlı makalemde değindim. İsterseniz okursunuz.

Benim ”Kişisel Gelişim” uzmandan beklentilerim eğitim boyutunda şöyledir.
”Kişisel Gelişim” uzmanı danışanı tanırken yetenek ve beklentiyi tesbit eder. Duruma göre eğitim sistemine girebilme yollarını araştırır, danışanı motive eder, başarıya ulaşmayı belirleyen kaynakları gösterir ve izler

Başarı
Bilgi edinme ve araştırmayla ilgili mantık yürütme aşamasına ulaşmak başarıdır. Mantıklı ve ağır başlı olabilme başarıdır. Mutlu olmak insanın kendini tanımasıyla ilgili bir durum. İnsanın kendini tanıması başarıdır. Mutlu olmayı öğrenmek büyük bir başarıdır. Kendini tanıyan insan ne istediğini bilir ve kendi yolunda ilerler. Okuması gerekiyorsa okur. Araştırması gerekiyorsa araştırır. İnsan kendi ruhuyla hızla barışmasını bilir; yeter ki istesin.

İnsanlık Tarihi!
Beni biraz tanımanız için düşüncelerimi kısaca yazayım dedim. Beni en iyi yazılarım anlatır.
İnsanlık tarihi toplu katliamlarla dolu. İnsanlık tarihi çaresizlik ve acılarla dolu. İnsanlık tarihi boş böbürlenmelerin çok kabarık olduğu bir tarih. İnsanın övülecek bir yanı yok. İnsan, ne birinci ne de ikinci dünya savaşlarından bir ders çıkarabildi. Yine de insanı çok sevdiğim için yazıyorum. İnsanın sevilmeye laik özelliklerinin olduğunu bildiğim için yazıyorum. İnsandan nasıl vazgeçilir bilmiyorum, bilmek de istemiyorum.

Legal Örgütler içindeki İllegal Teşkilatlanma.

16 Avrupa ülkesinde kurulan legal ve illegal örgütlenmeler zaman zaman irdelendi. Yakın geçmişi bilenler, Yunan halkının 2. Dünya savaşından sonra yaşadığı içler acısı durumu daha iyi anlayabilir. Taksim 1 Mayıs katliamına değinmek istemiyorum. Canım acıyor. Olup biteni kafam almıyor. Asıl içime sindiremediğim bu katliamların unutulması. İnsanlık bu katliamı diğerleri gibi unuttu. Bence insanın nankörlüğünü betimleyen tipik bir örnektir bu komplo.

Güzergahlar Üzerinde Başarısızlık.

Eli silahlı iktidarların insandan beklentisi, hem istenileni yapabilecek kadar akıllı olması, böylece mantık yürütebilmesi, hem de hafızasını yitirmiş bir yaratığa dönüşmüş olması. Ne yaman bir çelişki! Bu beklenti kısmen başarılı diyebilirim. Kısmen diyorum, tam başarı söz konusu değil. Tamlık ciddi bir sorun. İnsan kusurlu bir yaratık. İnsanın mükemmel bir şeyler oluşturabileceğini düşünmek çocukçadır. Barış yanlısı insanlar hep oldu. Aslında biz barış yanlısıyız . Farklı platformlarda savaşa karşı duruş alanlar hep oldu ve olacaklar. Biz onları seviyoruz. Dünyanın gidişatına kafa tutanlar hep olacak. Bazı yazarlar dünyayı mezarlığa çeviren güçleri anlatıyor. Biz okuruz. Okuduklarımız hakkında düşünürüz. Düşünme mekanizması üzerine notlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Halklar-Doğu ve Batı.
Öncelikle halkları doğu ve Batı zihniyeti diye ikiye ayırıyorum.
Zihniyet farklılıklarını netleştirmek için bir yazarın çalışmasını ele alalım. Danielle Ganser’in Nato’nun gölge orduları üzerine yazdığı kitap tutulmuştu. Yazar, doğuda hemen herkesin bildiğini dile getirmişti. Doğulu zihniyet iyi bildiklerinin anlatılmasına şaşırdı. Bildiği, yaşadığı şeylerdi anlatılan. Doğulu zihniyet siyasi anlamda aşırı zeki olduğu için bilmez. Ne yazık ki olayları birebir yaşamak zorunda kaldığı için bilir. Durum böyle olursa düz mantık devreye girer. Bizim oralarda okul yüzü görmemiş birinden tutun, bilim adamına kadar herkes entrikaların, çevirilen dolapların farkında. Bizde kimi konuştursanız konuşturun ünlü bir politikacıya kök söktürür. Yani, herkes her şeyi bilir ama elden ne gelir? Hiç!

Doğu zihniyetinde ”ileri demokrasi” söylemi oldum olası naiftir, bu söyleme çocuklar bile kanmaz. Oysa batılı zihniyet öyle mi!  Bu zihniyet her türlü giysinin boyasına demokrasi katar. İyi satılır, parlak bir kumaştır demokrasi. İnsan hakları da öyle.

Karışık bir romandır doğu. Renklidir. Kralı çıplaktır. Kralın olmayan giysisine övgüler yağdırır. Kral sevilir, soytarısı da. Ne var ki, kralın soytarıları, dalkavukları, şakşakçıları kral devrildiği gün yok olur. Batının asli görevi ise kralı devirmektir. Bazıları bu duruma geçim kavgası der, bazıları yalakalık, bazıları ise demokrasi. Sezar’ın hakkı Sezar’a diyorsak, şu iyi bilinmeli: Doğulu zihniyet barışı arıyormuşçasına kendini kandırmaz. Barışı insanın getiremeyeceğini kabul etmese bile, hisseder. Davranışlarıyla bunu kanıtlar. Kendi felsefesi içinde çelişmez. Kaba saba diye küçümsense bile kendine dürüst davranır. Davranış bozukluğu yoktur doğu zihniyetinde.
Batılı zihniyet kendini kandırıyor. Kendi yalanlarına inanıyor ve çevreyi etkilemek istiyor ama ne zamana kadar? Oysa ne kadar ince ve güzel insanlar var içlerinde. Ah!

İnsanın Birincil Görevi nedir?

•    Düşünen insan verileri bilgiye dönüştürerek “resmin bütününü” görebilir. Çünkü düşünen insan baktığını gören, ayrıntıyı ince ince tartan kişidir.

•    Düşünen insan genellikle hafife alınır. Her devirde bu böyleydi. Bu durum yeni bir şey değil. Bu nedenle düşünen insanın eline kanıtlar verilir. İnsanın bütünü göremeyeceğinden yola çıkılır. Oysa bazıları verileri toplar ve bilgiye dönüştürür, piyasaya çekinmeden sürer. Tarihte böyleleri hep olmuştur.

•    Diyelim ki, düşünen insan resmin tamamını gördü. Silah sanayi karşı duruşunu felsefi boyutuyla şu şekilde dile getirebilir: “Eee, ne olmuş yani?” İnsanlık tarihi bu tür tepkilerle dolu. Bu tepki, insana ”insanlık, işte böylesi bir kayıtsızlık içinde,” dedirtir. ”Bilgiye ulaşan kişilerin çapı ne ki,” bu soru ise cidden aşağılamadır. Bu soru güç, iktidar, mal, mülk ve parayla ilgili. Ne kadar zavallı bir düşünüş tarzı değil mi! Kurulu sistem karşısında ateş olsan kaç yazar, sorusu şimdilik son soru olacak. Silahşörler çok güçlü ve küstahlar, daha da güçlendiler.

•    Güç gösterisi basın ve yayın patronlarının desteğine ait diyemem. Basın ve yayın çalışanların üzerine gereğinden fazla gitmiş olurum.  Kendilerine çok acıyorum. Basın yayın patronları çalışanlarıyla birlikte sindirildi ve sanayicilerin oyuncağı oldu. İnsanın zavallılığın kanıtı medya ve bu kadar yoğun bilgiye rağmen bitip tükenmeyen savaşlar ve savaş makinalarının üretilmesi, bilimin silahşörlere hizmet etmesidir.

Aklımla oynamayı bırakın diyorum,
Bırakın ayarlarımı, hissediyorum.
Emine Yavuz

One thought on “Kişisel Gelişimin Almanya Hattı – 2017

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.